ABUKLAMA 2- Bu serinin amacı ne yazık ki hala sizi güldürmek değil.

    2- Günün şarkısı ‘’Mor Pembe’’. Yine bir Cem Karaca şarkısı. Açıkçası bu parçaya dair çok karmaşık ve içinden çıkması güç duygular içindeyim. Zira korkarım ki şarkının isminde geçen pembe hangi pembe emin olmamakla beraber morun ‘’Kürt moru’’ olduğu yönünde şüphelerimi destekleyen ciddi delillerim var. Hani şu Urfalı ‘’bizim ablalar’’ın yazmalarındaki mor var ya, o mordan bahsediyorum. Elbette mor renk kıyafetleri sadece Kürtler giymiyor, hatta şu an bizzat benim üzerimdeki t-shirt de mor fakat benim t-shirtimin moru o mordan değil. Benim giydiğim mor daha ziyade Romalı asilzadelerin togalarını süsleyen aristokrat moruna benziyor. Evet, doğru duydunuz: ben aynı zamanda bir aristokratım. Melankolik takılmamdan ayıkmadıysanız tekrar belirtmek istedim. Sonuçta sabah 4’te ekmek hamuru yoğurmaya fırına giden bir adamın melankolik olmaya zamanı yoktur. Melankoli bir aristokrat eğlencesidir.

    Bugün için aslında anlatılabilecek çok şeyim olmamalıydı. Bütün günü king size yataklı -fakat sıklıkla yatak yerine kanepesinde sızıp kaldığım- saray yavrusu ultra süper delüks evimde geçirdim. Birkaç ufak tefek temizlik işi dışında çoğunlukla balkondaydım. Kızgın güneşe inat sanki biz kömürleşmeyelim diye esen rüzgarı selamladım kendi tarzımla. Fakat bir anda hiç beklenmedik bir olay gerçekleşti: esen rüzgara ve beni şehrin sefiri gibi hissettiren irtifaya rağmen çamaşır tellerini onlarca kelebek sardı. Beyaz, siyah, açık pembe, lacivert; bazısı ışıl ışıl parlayan kimisi lime lime onlarca kelebek.

    Beyaz kelebeğin neden beni ziyarete geldiğinden tam emin olmasam da biraz biraz sezebiliyorum. Kıbrıs'ta bahçeli bir evimiz vardı yıllar önce. Ben orada yaşarken de sık sık teşrif ederdi kelebek hazretleri. Annem o kelebeğin rahmetli büyükbabam olduğunu söylemişti bir keresinde. Sanırım büyükbabamın Gandalf'tan geri kalır bir yanı yokmuş, öyle gözüküyor.

    Açık pembe kelebeğin mevzuyla çok alakası yok. Geçerken yanlışlıkla uğramış gibi bir havası var. Zaten bütün hayatını birilerinin hatasına borçlu olan bir kelebekten fazlasını beklemek olmazdı.

    Siyah ve kahverengi kelebekler bana Pandora'nın kutusunu hatırlattı. Hikaye kısaca şöyle: Zeus insanlara acayip gıcık olur, Pandora'yı yaratır, Pandora'ya bir kutu emanet eder, Pandora kutuyu açar, kutudan da binbir türlü hastalık rezillik sefalet falan pis pis böcükler olup dünyaya fışkırır. Kutuda rivayete göre bir de beyaz bir kelebek vardır -ki o da umudu simgeler- fakat ben kendisine zaman zaman ''kendini kandırma" da diyorum. Çok matah bir böcük olsaydı o kutuda işi olmazdı gibi geliyor.

    Özetle bugün çamaşır yıkadım ve donlarımı balkondaki çamaşır ipine astım. Rüzgarın ipte sallandırdığı bir donun ne kadar çok kelebeğe benzeyebileceğini görseniz eminim baya şaşırırsınız. Hele mandalı doğru yere takarsanız kelebeğinize bir çift anten de hediye etmiş olursunuz. Velhasıl kelam kelebeklerinizi makineye atarken dikkat etmezseniz beyaz kelebeklerinizi pembeye metamorfozis geçirmiş olarak bulabilirsiniz. Benden söylemesi.

    Hiç istemediğim halde birisi önceki yazıya güldü. Kendisine önerim bunun gibi yüksek kültür aktivitelerini bir kenara bırakıp tesisatçılık işiyle ilgilenmesi. Böylece hem sinirlerimi daha az bozar hem de kırdığı mutfak musluğumu kendi tamir edebilir. Teşekkürler <3

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

3 orta boy domates

2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ

afterlife