DERİN İŞLER 4- Sipariş üzeri inceleme.

     4-"Seversin kavuşamazsın adı aşk olur." demiş Aşık Veysel. Evet, Aşık Veysel aşıktı. Bugün size, en çok da sana aşk nedir, var mıdır yok mudur onu anlatacağım kendimce. Sanırım "Ben aşka inanmam, başarmanın tek yolu duygusuz bir seks bağımlısı olmak." deseydim hayatımı kolaylaştırabilirdim. Fakat güzelleştiremezdim, ve ben neden söz ettiğimi biliyorum.

    Aşk'la sarmaşık aynı etimolojik kökeni paylaşırlar. Paylaştıkları tek şey bu da değildir. Louis Aragon'un "Mutlu Aşk Yoktur" derken bahsettiği şeylerden bahsedeceğim sizlere. Akabinde aşk için sadece Veysel ağabeyin dediği gibi ulaşılmazlık mı gereklidir yoksa başka şeyler de lazım mıdır onu platoncu bir bakışla irdeleyeceğim. Sonuçta da alternatifler üreterek yazıyı kapatacağım.

    Aşk ve sarmaşık hızlı büyürler. Bir anda bütün perspektifinizi kaplarlar. Bunu köksüz olmalarına borçlulardır. Halihazırda büyümek için yıllarını vermiş, canhıraş toprağını bir yudum su için eşelemiş ağaçları boğazlayarak hazıra konmalarına borçlulardır bunu. Öyle sıkı sarılırlar ki yuvalarına ağaç dallarını okşayan rüzgarı bile hissedemez olur. Ruhları bürür. Bu andan itibaren iki ihtimal vardır: ya ağaç kurur ve sarmaşık ölür, ya da sarmaşık ölür ve ağaca gübre olur. Bazen de bu sarmaşıklar zehirli olurlar. İşte o zaman sıçarsınız çünkü dallarınıza hiçbir bülbül konamaz ve size güzel şarkılarını söylemez. Bu sarmaşıkları çekip koparmaya çalışırsanız ağaca zarar verirsiniz. Bazen çözüm sarmaşığı ağaca ittirip etlerinin dökülmesini izlemektir.

    Aşk kendi çiçeklerinden memnun olmayan ağacın sarmaşığın çiçeklerini üstüne alınmasından doğar. O çiçekler üstünde açmaya başlayınca da biter. Kavuşan aşık olmaz. Zira çiçeklerin sizin olduğu yanılgısı çabuk geçer. Aslolan çiçeğe duyulan delici özlemdir. Bilinmeyenin cazibesi, çiçeklerin çabuk alışılan kokusu, bir mükemmellik halinin sarmaşığa atfı. Bir çeşit obsesyon, çok çeşitli kuruntular...

    Rivayete göre Zeus isimli Yunan bi dayı insanlara ayar olup onları ikiye bölmüş. Bu parçaları da dünyanın farklı farklı yerlerine fırlatmış. İnsanın da tamamlanması için ruh eşini bulması gerekirmiş. Bunun kadar ezikçe bir durumun eşine az rastlanır kanımca. Böylesi görüşler sadece birey olarak özerkliğinin farkına varamamış bünyelerde barınabilir. Daha doğru görüşü Nazım söyler: "Ben, sensiz yaşayamam diyenlerden değilim. Sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım.". Bir ağaç gibi tek ve hür olmak onurlucasıdır.

    Aşk için ulaşılmazlık ve tapınma gereklidir. Aşk kutsallık atfedilen bir kavramdır. Dolayıyla aşık olunan şeyin gerçekten ulvi olması aşkın devamı için elzemdir. O yüzden Mecnun gerçek aşkı sadece Tanrı'da bulabildi, zira Tanrı'nın kutsal olmadığını asla ispatlayamayacaktı. Platonik aşk meselesi de buradan gelir, daha doğrusu Platon'dan. Bütün mevzu Platon'un bahsettiği iyi ideasının bir insana yakıştırılmasından doğar. Bahsettiğim idea ise Tanrı'nın prekürsörüdür. Yani platonik aşıklar tanrıyı neye aşıklarsa ona yakıştırırlar. Bu yanılgı ise çabucak gün yüzüne çıkar. Bu yüzden ille de aşık olunacaksa kişiye değil resmine aşık olmak daha akıllıcasıdır. Fakat günün sonunda aşk insanın kendine söylediği bir yalan olduğu için patolojiktir.

    Aşktansa sevgi, güven ve alışılmışlık yeğdir. Bu duygular varlıklarını abartılmış gölgelere bağlamazlar çünkü. Ben bunu kayalık toprağa dikilen bir çınara benzetmeyi seviyorum: asırlık bir çınar dikmiş olmak için bebek adımları. Çınar köklerini yavaş yavaş kayaya dolar, çatlaklarından sızar ve otlarla değil odunsu sağlam bir uzuvla bağlanır. Kökler derine indikçe ağaç da büyür. Bir nokta gelir ki artık hiçbir şey o ağacı sökemez, hiçbir güç o kayayı kıramaz. Depremlerde gövdesi kırılsa bile ağacın kökü durduğu sürece yeniden sürgün verir. Yansa bile alevler köklere ulaşamaz. Ağaç ve kaya kimsenin görmediği toprak ananın rahminde birbirlerine uzanır, uzanışır dururlar. Ve bir gün eğer o kayaya bir şey olursa ağacın köklerinin yaşayacağı boşluk hissi -ki hala kaldıysa-: işte gerçek acı, aşk acısından daha sahici ve devasa acı bu olurdu. Sevgi ve güvenin bir milim ilerlemesi bile yıllar alır, zamanla kök salar. Sarmaşıklar çürür gider, geçmişten yadigar hep çınarlardır.

    Ama kayalık araziye dikilen fidanlar çoğunlukla kurur. O fidanı hayatta tutmak çokça bakım, hassasiyet, özen, yürek ve biraz da göt ister.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

3 orta boy domates

2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ

afterlife