DERİN İŞLER 5- Hayır ölmedim, müzik dinliyordum.
4- Da ra ra ra da ra ram da ra ra ra da ra ram da ra ra ra raaam da ra ra ra ra ra ra ram. George Michael- Azer Bülbül başaramadım remix tadında bir günün sonuna geldim. Kitaplar, sigaralar, dingiliz bir barista, efsanevi saka kraliçesi Corc Uyar ve çok kısık sesle mırıldanılan yüzyıllık bir beste. Evet, ben hep iyi başlayıp sonra sıçarım ve bu yazının genel kompozisyonu da böyle olacak: sanki daha önce her yazdığıma pişman olmamışım gibi. Ama hissediyorum ilhamın geldiğini, üstelik bir sanatçı bile değilim. Dolayısı ile sanat falan yapmıyorum, sadece haykırmak istiyorum ama duyulmayacağını biliyorum: zira güzel kızlar artık brutal metal dinlemiyorlar.
Her insanın bir sanat eseri olduğunu düşünmesem de -bazıları patlak bir kondomdan ibaret- insanların genel olarak Türk Sanat Müziği bestelerine benzetilebileceğini düşünüyorum. Herkesin bir makamı var. Örneğin o hepimizin bildiği Hababam Sınıfı'nın fon müziği aslında nihavend (sanırım) makamındadır. Çalınış hızına ve bestenin yorumlanışına göre hüzünlü veya neşeli bir intiba uyandırabilir. Fakat bazı makamlar, örneğin hüzzam ne yaparsanız yapın sefaleti çağrıştırır, çünkü bu makam ölümü anlatır. İşte insanlar da böyledir: makamlarına göre sınıflandırılabilen, biraz dinlediğinizde sonraki notasını tahmin edebildiğiniz ama her biri ayrı ayrı benzersiz besteler. Bu makamlara karakter, bestelerine ise hayat deriz. Böylece benzer karakterler bambaşka hayatlar yaşayabilirken hiçbir iki hayat birbirinin tamamen aynı olamaz.
Bir besteyi gerek müzisyen gerek dinleyici olarak hakkını vererek yorumlamak iştir. Makamını bilmeyen müzisyen parçayı tam potansiyelinde icra edemez. Eğitimsiz bir kulak ise parça mükemmel çalınsa bile ona gerektiğince şükran duyma yetisinden mahrumdur. Bu yeti kişide olsa dahi bazen dinleyicinin ruh hali parçayı hissetmeye müsait değildir ve hatta belki de parça akustiği berbat bir salonda yılın temadan bağımsız bir mevsiminde çalınıyordur. Sanatın anlaşılamaması evrenseldir, fakat bu sanatın hiç ama hiç umrunda olmamalıdır. Sanatçı ise sanatı yaratan kişiye denir, icra ettiği sanatın kıymeti anlaşılan ya da abartılana değil. Zaten olmayacak şeydir bir insanın bir insanı anlaması. Götünü vermeden imkansıza yakındır.
Bu yüzden hiç değilse kendi bestemizin makamını anlamalıyız ki millet kafasına göre çalmasın. Ve hiçbir notaya mecbur olmadığımızı bilmeliyiz ki yaptığımız seçimlerin bir anlamı olsun. Kozandan çıkmak istemiyor musun, öyle olsun; çıkacak mısın, çok güzelsin. Ama asla mağdur değilsin. Sen zorunda olmadan yaptıkların sayesinde hem olduğun beste hem de harika bir insansın. Sanat, sanat için yapılmalıdır toplum için değil. Zira haklı olmak konusunda topluma koyun diyeceksek beğenilen sanat eserlerine beğenilmeyenlerden daha da şüphe ile yaklaşmalıyız.
Ben müziği seviyorum, hem de sanatçı olmamama rağmen. Belki de bu yüzden müzik beni geri sevmiyordur, bilmiyorum. Ama müzik bana ilham veriyor ve bir şeyler hissettiriyor. Tam da bu yüzden besteler hiç değişmese bile küflü rafımdaki plakların arada bir tozunu almaya devam ediyorum. Bir plağa dair keşfedilecek çok şey var, bunlar da onların birkaç tanesi. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yorumlar
Yorum Gönder