DERİN İŞLER 9- Bir Düşüşün Anatomisi
9- Hep terk edildim, hiç terk edemedim. Aklımda kalmıştı söyleyeyim dedim. Bu bir şarkı sözü, ve beni iyi anlatıyor. Hakikaten de dönüp bakıyorum, bitsin diye sündürdüğüm ilişkim oldu da hiç net bir biçimde bitirdiğim ilişkim olmadı. Yani kimseyle "Evet bu kişi ile uyumlu değiliz." demedim. Fakat bunda sanırım şunun da etkisi olacak: ilişkilere de sürekli artan bir ciddiyetle yaklaştım. Yani son ilişkim en çok "evli, mutlu, çocuklu" devam etsin diye çabaladığım ilişkimdi. Ve pazarı pazartesiye bağlayan gece bitti. Madrid'de geçen bir haftanın ardından Adana'ya uçağım indiği gibi mesaj üzerinden bir son oldu. Ama ben kaşındım, o da uzatmadı. Biraz da bu yüzden öyle bitti. Bu kişiye yine bu blogda doğum günümde bir yazı yazmıştım. Sonra yazıyı okudu, tekrar birleştik ve yazıyı kaldırdım. Şimdi tarihe not düşmek adına yazıyı tekrar yayınlayacağım. Size de bir before-after olmuş olur. Ayrıca geçen yazıyı gerçekten açar okur da, bir daha bir şeyleri tekrar alevlendirebilir miyiz diye yazmıştım. Bu yazının öyle bir amacı da yok. Karşımdaki insan köprüleri yaktığını çok net bir biçimde ifade etti. Bana düşen ise kaybımı ve buna denk düşen üzüntüyü yaşamak. Çünkü ne de olsa o kızı sevmiştim. Ve beyhude bir son oldu bizimkisi. Henüz net olarak bilmemekle beraber beyhude kelimesini bu metinde sık sık duyacaksınız diye tahmin ediyorum.
Bölüm 1- Anestezik Yalan:
Tahmin edilebilecek bir şeydi belki ama ben bilmiyordum. Spermlerinizin uzaydaki konumu herhangi birinin size yalan söyleyip söylemediğini yorumlamanıza yardımcı olmuyor. Birinin içine boşalmış olabilirsiniz ve o kişi size yalan söylüyor olabilir, biri size boşalmış olabilir ve yalan söylüyor olabilir. Yani boşalmak ve dürüstlük çok farklı şeyler. Fakat şöyle bir sıkıntı oldu, benden ayrılmak için ülkeden ayrılmam beklendi. Ben bir yalanla seviştim. Bana söylenene kadar ruhum bile duymadı ilişkimin bittiğini. Estetik, Sun Tzu bile hayrete düşerdi ama maalesef öyle. Zeki bir kadınla beraber olmanın getiri ve götürüleri, peki neden?
Bölüm 2- Ben Bir Götüm:
Ben bir götüm. Ya da göttüm. Bilmiyorum. Benimle tartışan herkesin bir noktada şahit olduğu şey belki de, aşırı argümantatif olmamdır. Yani ben tartışmaları kazanılacak şeyler olarak görmeye meyilliyim. Dolayısı ile rasyonalize ettiğim durumlarda karşının duygularına hassasiyetimi yitirebiliyorum. Her zaman bu böyle değil. Farklı zamanlarda farklı derecelerde empati kurabiliyorum. Fakat güvende hissetmediğimde, ki bunu itiraf etmek benim için zor, evet ben bir götüm ve öyle davranıyorum. Peki bu sefer neden göttüm?
Bölüm 3- Tanrı Kompleksi:
Karşı tarafın bana bir suçlamasıydı, duyduğum her şeyi pozitif feedback olarak değerlendiremeyeceğim ama bunu söylediği için teşekkür ederim. Bazı şeyleri fark etmeme yol açtı. Bence nesnel olabilecek gerçek şu ki: Bu ilişkinin yükü iki kişinin omzuna eşit yüklenmemişti. Dil öğrenen, kendini karşının çevresine kabul ettirmeye çalışan, ülke değiştirme planları yapan ben oldum. Maalesef sosyal destek mekanizmalarım da karşıya göre zayıftı. Bunu kaldıramadım. Örneğin İspanyolca çalışırken aklımda "Ahhh ne güzel iki çocuğumuz olur biri Ayşe biri Georgia" gibi fikirler yoktu, daha ziyade "Mecburiyet ve güçlü olmak zorunda hissetmek" vardı. Burada iki noktada yanıldım. Birincisi, bu zorlu durumu karşıya söylemek belki de benim görevimdi ve bunu anlatmadan empati beklemek yanlıştı. İkincisi, ilişkiye yatırımıma çok güvendim. Sandım ki şunu şunu şunu yaparsam beni sever, ya da en azından harcamaz. Yoo, baya çöp kutusuna smaç bastı. Bunu umursamak zorunda değildi de zaten. Benim görevim ona iyi hissettirmekti, yüzük satın almak değil. Buraya kadar neden göt olduğumu anlattım, şimdi sırada neden ilişkinin bitmesine yol açtığı var.
Bölüm 4- Kaçıngan Bağlanma:
Bana benimle çatışmaktan yıldığını söyledi. Ben çatıştığımızı bile fark etmemiştim. Ben ortaya bir görüşü koyunca bu onu sıklıkla korkutmuş. Ve konuşacak vaktimiz de olmadı bunları. Ben ikimiz de sevişmek istiyoruz sanıyordum, meğerse ben daha çok istiyormuşum. Özetle bir göt ve bir kaçıngan iletişim kuramıyor. Çıkardığım bir ders de şu oldu: Kendi kabuğuna çekilen birisi ile kendi fikrini bastıran birisi eşit derecede iletişime kapalı. Tüm bunlar yaşanırken fark etmemek benim hatam. Bu hataya yol açan şartlar düzeltilseydi böyle bir sorun tekrar etmeyecekti. Fakat ikinci şanslara sonra değiniriz.
Bölüm 5- Ayrılık:
Benden ayrılma biçimi çok kötüydü. Çok. Fakat dönüp bakınca onun açısından mantıklı. E zaten benden vazgeçmiş, sekste fena değilim en azından, ya da diğer tabiriyle anıları kirletmemek. Eğer içinden çözmek geçseydi, ya da çözülebileceğine inansaydı bunu orada konuşurduk. Burada kendisi "değiştiremeyeceği şeylerden" olduğunu söyledi fakat eksik. Çünkü içinde bir şeylerin kırıldığını da söyledi. Demek ki öyle ya da böyle, değmezmişiz.
Ben ise ayrılığa çok sert ve şok içinde tepki verdim, bunu bana nasıl yaparsınlar falan filan. Zaten pasif agresif olmakla suçlanan bir adam olarak ne denmemesi gerekiyorsa onu dedim. Bunu bile bile yaptım, çünkü öyle hissediyordum. Ve eğer benden vazgeçmemiş olsaydı onda bir şeyleri hareketlendirebileceğini düşünmek istemiştim. Oysa ki o çoktan bana yapacağı planladığımız ziyareti iptal etmişti. Biraz kendini gerçekleştiren kehanet. Eğer hissetmeseydim hafta boyunca 20 kez üstüne basa basa lütfen gel, o ziyareti yap demezdim.
Bölüm 6- Post Ayrılık:
Ne dediğini anlamam biraz zaman aldı, sonra araştık falan. İkinci bir şans istedim. Beni sevip sevmediğini sordum. Üzgünüm dedi. Gözlerinde bu sefer hiç yeşil yoktu. Bu riski aldım çünkü eğer bedel gururum ise bunu ödemeye hazırdım. Gururumu hiçe saymaya değmedi fakat denemeye değdi mi bilmiyorum. Belki de, yine haklıydı. Yani özetle şurada haklı, uyumlu değiliz. Birbirimize uyabiliriz, buna çaba da gösterebiliriz. Ama olduğumuz hallerimizle uyumlu değiliz. Ve ben yine terk edilmiş bulundum. Her şey çok beyhude geliyor. Keşke ağustosta birleşmese miydik bile diyorum. Hiç değilse beni gelip burada görmeyi hem ben hem de ilişki hak etmişti diye düşünmeden edemiyorum.
Bölüm 7- Ya Şimdi:
Göğsümde bir öküz oturuyor gibi. Yemek yemekte zorlanıyorum. Vücudumda bir kortizol hakimiyeti var. Eğer İspanya'ya taşınana kadar bu ilişki devam etseydi ve ben bu vesileyle taşınsaydım bu ilişki için çok büyük bir yük ve maliyet olacaktı. Şimdi en azından bir süre geçtikten sonra gerçekten İspanya buna değer mi, bunu değerlendirebilirim. Zor olacak ama bir süre İspanyolca ya da İspanyol bir şey görmek istemiyorum. Ve belki de benim de daha çok savaşacak birine ihtiyacım vardı, sağlıksız da olsa tutkulu birine. Her şeye rağmen, ortaya koyduğum emekle değerli olduğumu biliyorum. Ve bu emeği, bu cesareti birçok kişinin ortaya koyamayacağını da. Onun için nispeten daha maliyetsiz bir ayrılık oldu. Ama belki de, ikimiz için de iyi olmuştur? Daha kaç hayaletle sevişebileceğimi düşünmek bile istemiyorum. Artık adam olup acı çekme zamanı, Tanrılara yaraşır devasa bir acı!
PS.
Nasıl bir hafta olduğundan hiç bahsetmemişim. Romantik bir hafta değildi. Bir koşuşturmaca haliyle sürdü geçti. Belki de her gün mahremiyet istemeseydim böyle olmazdı. Kesin böyle olmazdı. Fakat uzak mesafede başa çıkamadığım şeylerden biri de buydu. Ve ben de bunu istedim. Çok fazla sevişmek istemek bir suç değil muhtemelen, ve eğer gerçekten farklı öncelikler söz konusu ise ilişki bitmeli. Fakat şu kısım atlanıyor: Bir erkeğin bir otel odasında baş başayken bir soruya vereceği cevap akşam yemeğinden farklı olabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder