-Evet bugün menemen tarifimize kişisel bir yakarış ile ufak bir ara veriyoruz-
İlk olarak konuk yazar sıfatıyla bana Abu-Klama kitabelerine katkı yapma ve
gelecek nesillere bir iz bırakma misyonunu üfleyen sert çalıya teşekkürü borç bilirim.
Nasıl bir ekim ayıydı benim için?
Herkesin herkesi herkes sandığı, nitekim kimsenin kimseye kimse demediği zihnisinir bir kafeste sıkıştım kaldım.
4 tarafı parmaklıkla çevrili bir kafeste osurmanın ne keyfi var kokusunu alamadıktan, o esans uçup gittikten sonra.
Ben nasıl yaparım da uçup gitmez diye cebelleşir iken, kafes sakinleri farklı bir yol izlemiş ve sıçmak suretiyle problemi çözmüşlerdir.
Yaşadığım hezimet ile kendimi büyütmeye adamış, Büyük işlere kalkışmak hedefi ile çalışmalara başlamıştım.
Bir ağaç dalı karar verdi uzattı kolunu.
Başta beyaz çiçek açtı, geldi arı, oldu yemyeşil.
Artık adı portakal. Tururdu, olgunlaştı (Sarı-Sarardı/Turuncu-Tururdu)
Son hafta tutunamadı daha fazla, bırakıverdi kendini
O artık yerde bir portakal.
Halbuki olduğu yerde hiç açmasaydı o beyaz çiçek,
hiç uzamasaydı o kol kapkara devam edecekti göklere uzanmaya.
Yapmış olduğum bu küçük çalışmanın sonucunda kendimi karartmaya karar verdim
çünkü kararmış bir zihin ağarmış bir saçtan iyidir.
İşte böyle bir ekim ayıydı benim için değerli abukseverler. Umuyoruz sizlerin portakalları bizim aksimize dallarından koparılmış, özenle soyulmuş ve afiyetle yenmiştir.
C.
Yorumlar
Yorum Gönder