Kayıtlar

En azından denedik abi

 Un poco de eyes verdes Crawling on my skin, quizás The miel, the ultimate sweetness Porque such is the way of love Cage que llaman ribs En que mi corazón resides Quiere to break out Porque such is the way of love Take my heart cariño, and go Distill my soul till pure love remains Bebe ese vino, rojo como rosas Porque such is the way of love And return, my heart! So it works Necessary trabajos para besarte And feed me the wine, de tus labios Porque such is the way of love   Y I love the way it is Y I love the dragon devours it's tail Y I love the way you are Y I love you, sevgilim ------------- Gözlerin ırmak olsaydı yüzmek isterdim Kokun bir meltem olsa solumak Ruhunun bir rengi olsa boyanmak isterdim Ucuna bucağına her yönünle dokunmak Bir oyuncu olsan sahnenin ışığı olmak Ya da yok yok, sahnenin tozu bile olmaya razıyım Yeter ki içine al beni İçinde ben olayım, senin benim içimde olduğun gibi. Bir yaşam olsan yaşamak isterdim: Seninle yaşamak, her anında seni.  -------...

ben

    bazen insanlar hislerinden dahi bağımsız bir ilişki kurabilmek için hazır(çok sona erip huzura kavuşulacak bir süreçmiş gibi tanımladığı için bu kelimeyi kullanmak pek içime sinmese de) olmayabilirler. bir insan halihazırda bir ilişkideyken böyle hissederse de nihayetinde doğru olan şey bence bunu elinden geldiğince karşısındakine aktarabilmesidir çünkü tereddüt duymak -ki eğer insan hayatı boyunca bir şeylere karşı tereddüt duyduysa ve ne zaman güçlü duygular hissetse tereddütün yokluğu ve bunun özgürlüğüyle dolduysa- ve tereddüt duymaklar yok edilmelidir yalancı sessizliği dünyanla paylaşılarak. bence bunu yapmak, herhangi bir etik karşılaştırmasına girmeden, normal ve anlaşılabilir bir şeydir. bu kaçma içgüdüsünü anımsatan olgu kendi hayatımda pek kaçabildiğim bir şey olmadı son zamanlarda. birkaç kere yapınca işte o zaman zarar verici oluyor karşındaki insana, bu da zaten hiçbir şey ile pek barışık değilken daha da iğrenç hissetmenle ve daha da uzaklaşmanla sonuçla...

Teşekkür ederim.

 Teşekkür ederim. 

DERİN İŞLER 9- Bir Düşüşün Anatomisi

 9- Hep terk edildim, hiç terk edemedim. Aklımda kalmıştı söyleyeyim dedim. Bu bir şarkı sözü, ve beni iyi anlatıyor. Hakikaten de dönüp bakıyorum, bitsin diye sündürdüğüm ilişkim oldu da hiç net bir biçimde bitirdiğim ilişkim olmadı. Yani kimseyle "Evet bu kişi ile uyumlu değiliz." demedim. Fakat bunda sanırım şunun da etkisi olacak: ilişkilere de sürekli artan bir ciddiyetle yaklaştım. Yani son ilişkim en çok "evli, mutlu, çocuklu" devam etsin diye çabaladığım ilişkimdi. Ve pazarı pazartesiye bağlayan gece bitti. Madrid'de geçen bir haftanın ardından Adana'ya uçağım indiği gibi mesaj üzerinden bir son oldu. Ama ben kaşındım, o da uzatmadı. Biraz da bu yüzden öyle bitti. Bu kişiye yine bu blogda doğum günümde bir yazı yazmıştım. Sonra yazıyı okudu, tekrar birleştik ve yazıyı kaldırdım. Şimdi tarihe not düşmek adına yazıyı tekrar yayınlayacağım. Size de bir before-after olmuş olur. Ayrıca geçen yazıyı gerçekten açar okur da, bir daha bir şeyleri tekrar alevl...

-Evet bugün menemen tarifimize kişisel bir yakarış ile ufak bir ara veriyoruz-

İlk olarak konuk yazar sıfatıyla bana Abu-Klama kitabelerine katkı yapma ve gelecek nesillere bir iz bırakma misyonunu üfleyen sert çalıya teşekkürü borç bilirim.  Nasıl bir ekim ayıydı benim için?  Herkesin herkesi herkes sandığı, nitekim kimsenin kimseye kimse demediği zihnisinir bir kafeste sıkıştım kaldım.  4 tarafı parmaklıkla çevrili bir kafeste osurmanın ne keyfi var kokusunu alamadıktan, o esans uçup gittikten sonra.  Ben nasıl yaparım da uçup gitmez diye cebelleşir iken, kafes sakinleri farklı bir yol izlemiş ve sıçmak suretiyle problemi çözmüşlerdir. Yaşadığım hezimet ile kendimi büyütmeye adamış, Büyük işlere kalkışmak hedefi ile çalışmalara başlamıştım. Bir ağaç dalı karar verdi uzattı kolunu. Başta beyaz çiçek açtı, geldi arı, oldu yemyeşil. Artık adı portakal. Tururdu, olgunlaştı (Sarı-Sarardı/Turuncu-Tururdu) Son hafta tutunamadı daha fazla, bırakıverdi kendini O artık yerde bir portakal. Halbuki olduğu yerde hiç açmasaydı o beyaz çiçek,  hiç uzam...

ABUKLAMA 15- Monolog.

 KİŞİLER: - A – Merkezdeki özne. Dağılmış, yorgun, ironik. - B – A’nın zıddı: alaycı, akıllı, kışkırtıcı. - C – Patlayan öfke. - D – Kaderci, pesimist. - ز – (Z) Dilden taşan yabancı bilinç. Arapça konuşur. - Semavi Korolar – Arka planda yankılanan ses topluluğu. - E&F – Sonlara doğru birleşerek toplu bilinç haline gelir. 1. SAHNE (Alo… müsait misin?) B – Değilim. Ne var? Yine niye geldin? A – Niye ki? Özleşmedik mi hiç? Hiç mi özlemedin beni? Beni, beni… ...ini. B – Hayır. Hem de hiç özlemedim. Yine de nezaketen sorduğun için teşekkür ederim. C – Hayırsız piç. D – Her şey çok kötü olacak. ز – لقد أكلت الديك! (A şaşkın, sessizlik.) 2. SAHNE A – Her şey ters gidiyor bu sıralar. Yani ne yapsam, ne tutsam, nereye gitsem bir sike yaramayacak gibi. Bugün düz yolda yürürken yere düştüm. Kıyafet giyerken saçıma takıldı, etiketi koptu. Blog yazarken o siktimin otomatik klavyesi yüzünden yazdıklarımı iki, üç, beş kere yazmak zorunda kalıyorum. Bir de biraz yalnızım. B – Korkma, ben bu...

3 orta boy domates

Ben neden güneş gözlüğü takıyorum? Bozulmuş kaldırım taşlarını görmek için mi Yoksa serilmiş bir çarşafın üstündeki Kağıttan gemilere bakmak için mi Ya da çişim gelir de  Çitleri atlar, yapıveririm şuracıkta diye mi  İşte böyledir benim albümün sayfaları Nedir bir türlü çözemem gerekli olanı Oysa içimdedir zafer tiradı Çişim bekler benim fermuarı Bazen de beklemez salar feryadı Peki ne fısıldar fildişi bana  Dikkat etmeli pedala Çorba olur sonra Sonata Önemsizdir ama çişe çeyrek kala Kendimi tutamadıktan sonra  Peki hakkaten ben neden güneş gözlüğü takıyorum? Bakın onu ne yazık ki hala ben bile bilmiyorum. Ya karanlığı seviyorum ya da belki de ışıktan korkuyorum... C.

ABUKLAMA- 23th Anniversary Special Edition- Boraktüel

     Eski insanlar dumanla haberleşiyorlarmış. Esasında bu yazıyı yazasım hiç yok fakat ne yazık ki kalbimdeki yangının dumanlarını görmen mümkün olmadığı için belki açar okursun umuduyla buraya yazıyorum. Oha, çok dramatik oldu. Gerçi seversin sen dramatik şeyleri.     O halde lafa geleneksel bir halk deyişiyle girmeyi deneyeyim: Tay sikildiği çayırı özlermiş. Gerçi bu laf da çok sıkıntılı. Hem pedofili hem de içinde zoofili unsurlar barındırıyor. Bunu da söyleyemem o halde. Nasıl gireceğim yahu ben lafa! "Özledim." desem? Çok banal. Üstelik bu konuda ne yapabilirsin ki? Beni tekrar sevecek halin yok ya.     İçimde sana yazılmış bir aşk şiiri var. Yalnızca ağlamaktan yosun tutmuş gözlerimdeki yeşile bakınca anlayabileceğin bir şiir. Yalan söyledim. Ben hiç ağlamadım. Ayrıca senin gözlerinde yeşil yok. Sana, hiç yalan söylemedim.     Velhasılı saat 12'yi geçtiğine göre artık 23 yaşındayım. Telefonumun şarjı da yüzde 23. "S iempre me quedará" ...

Dönerken

İşte pervaneler, dönüyorlar şimdi Pilot kumanda kolunu itiyor, İtiyooor, itiyoooor, heh şimdi kalktık. Arkamda Varşova, önümde İstanbul Aklımda sevdiklerim: geride bıraktıklarım, Yanına döndüklerim. Belki de dönerim dediklerim, ki ben hep öyle derim. Yani dünyanın en salakça cinayet romanı olurdu benimkisi. Cinayet mahallini zoraki terk eden, terk ettiği her mahale geri dönen, Hep geldiği yere dönen, nereden geldiğini bilmeyen absürt bir karakter. İşte o karakter evini bırakıp evine dönüyor şu an. Uçuyor! Ne uçmak. Us olsa olsa böyle yarılıyordur heralde Biraz orada biraz burada, her zaman bir arada Döne döne yönü şaşmış, ha döndü ha dönecek Yine dönecek çark ızdıraplı, gıcırdayarak Her gidişinde dönecek Kalp de olsa olsa böyle kırılıyordur heralde Düşünsenize, parçalara ayrılacak Birazı orada birazı burada Hep arada, hep iki arada bir derede Çekiştirirken bulacak insan kendini, Kendi parçalarını çekiştirirken bulacak.

3 adet yeşil biber (Sap ve çekirdekleri temizlendikten sonra, ince doğranmış)

 Düzülmüş bir Methiye Turuncu bir koltukta fosforlu bir adamım ben  Trafik dubasından hallice  Bana yaklaşan arabalar dörtlülerini yakıyor arkadakileri uyarıyor Kaza var burada diye halbuki çok saçma  bir yaz günü hava masmavi  yol kıvrımsız baya da güvenli  neden kaza yaptım çok mu hızlı gidiyordum ha? ama yok traşlanmış bir dağ yamacından düşen kaya bana vurdu Güzel arabam falez kasa oldu  Sağ yanım bir kaya duvar idi  sol yanım bir sebze bahçesi  Emniyet kemerimi çözdüm indim arabadan, ve dedim ki  'benim adım Methiye istikamet Fethiye...' C.

2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ

 Kaldırımda Mukaddime  Konuk Oyuncu, Semavi Ordular. Sonra Hikmet Garibesi.  Kaldırım kenarında sigarasını saran bir adam belirir. yalnız değil                                Adam:  Karşı ki kıyıdan nasıl da güzel geçiyor.                                             Bir boğa sürüsü benim gözümü alıyor.                                             Yok mudur bir çoban bu sürüyü güdecek.                                             Korkarım birileri beni sikecek.              Kukuletalı Adam:  Gökyüzünde bir avuç bulut   ...

afterlife

cennete düşüp yandım, öyle felsefik bi şey düşünmeyin tatile geldiğim yerde güneşten kıpkırmızı oldum, hala canım acıyo dokunamıyorum cennet de aslında yani.. yolda ölebilirdim şakası.. evet gerçekten, büyük bi kaza atlattım, tek gelemedim sonra  aramalar.. aramalar.. allah korudu mesajları..  allah beni neyden korudu? ölmekten mi? neden korudu ki? ölmeyecektiysem neydi ki dersi? böyle dersi sikeyim  böyle tanrı mı olur?  kime neyi kanıtladı mesela bununla? ben aa ölmedim deyip artık tanrıya inanan biri mi olacaktım, minnet mi duyacaktım?  doldum, taşamadım, söndüm her şey şans işte.. 5 dakika geç çıksaydım yola, molada sıçtığımın kahvesini bitirecek kadar oturabilseydim belki bana verecek bir dersi olamazdı tanrının. neyse ya ölümle her gün burun buruna gelmiyor insan, ama..  cerrahım ben  öyle çok havalı beyin cerrahı falan değilim, sıradan işler yapıyorum denebilir evet asıl yazar da ben değilim  bunu şimdiye kadar çözerdiniz zaten  benden...

DERİN İŞLER 8- Bu bloga VPN ile girmeyi bırakın.

8-  Götü façalı en bilge adam bir gün bana "Sevişiyorsun mutlu sanıyorlar." demişti. Alper Hasanoğlu da borderline zamanlarda yaşıyoruz dedi. Adana'da yaşayan psikotik bir arkadaşım da "Hay bin Anüs aşkına!" demişti. Yani demem o ki kaç para eder bu beylik lafları magnetlere bassan. Çok etmese gerek. Torino'dayım, bira içiyorum ve dünya çok küçük. Valencia'da arkamda bir bonito ve birkaç gözyaşı bırakıp burada Maraşlı lise arkadaşımla bir basilikanın tepesinden "Lan şimdi Tanrı bizi seviyor muuu, sevmiyor muuu?" diyebileceğim kadar küçük. Fransızca "tristesse"nin İspanyolca'da "tristeza" olarak geçtiğini ilk bakışta anlayabileceğim kadar, iki dilde ve iki kıtada hüzünlenebileceğim kadar küçük. Dünya, çok küçük. Hayat bir anüs gibi ve biz lümeninden akıp gidiyoruz. Önümüzde ve arkamızda buluşmaz dediğimiz yakalar kasılıp öpüşüyor. Sindirmesi zor da olsa yaşamı, yani kendimiz bu yaşam tünelinde binbir zorlukla liğme liğme ...

Hacışakir

havada kesif bir kömür kokusu var halbuki ne güzel kokardı senin saçların inanamazdım şampuanının hacışakir olduğuna yani hangi hacı güzel kokar ki senin yanında demek ki keramet şampuanda değilmiş saçlarındaymış ve bir daha bana hiçbir saç böyle güzel kokmazmış

Ve

  Ve gitti Devrik cümleler, nedensiz sonuçlar Gibi zalim kader hayasız akın Akım akış kanış kamış Karış karış sulanmış bu topraklarda Sevgiye kurak zavallı kaçış Kasış kasık kaşık kaşık Yenmiş beyin güvelerce oyulmuş Unutmuş umutmuş bir varmış bir yokmuş Susmuş bağırmış yırtılmış boğazı Ardından bir ağlayanı yokmuş. Ve bitti Usul usul ılık ılık ah bir de yanık Yanık yanılan şu kuyruğa vah Yarık us yarın usul usul sızıyor Sızıyor giriyor tinime korkuyorum Tenime bir daha gün ışığı değmeyecek diye Korkuyorum Bu koruda bir korkuluk gibi kazığa geçirilmiş İnsan ama konudan uzak âmâ, kaygan Taştan, ottan çürümüş ve kaypak Akan akmış, giden gitmiş Masal bitmiş

Evsiz Barksız Bir Aşk

Otelin tavanına takım yıldızlar çizdik seninle Sen ve ben, soğuk Varşova gecelerinde, Aynı çarşafı ıslattık, ıslandık aynı gökyüzünde. Unutulmaz, kaygan güverte, dümeni kırık, kimin ki bu tekne? Yalnız romantize serseri, tek gözü âmâ korsan Sarımsarmaşık birlikte, kıble yıldızı yansıyor yüzlerine. Ne gaddar yerlermiş bilmezdim havaalanları Ağaçlar n'olur durun, biraz daha soluyayım aynı havayı Tepenizdeki güneşe kanmayın, hava aslında az evvel karardı. Bu ellerle tuttum ellerini (artık onlara ihtiyacım kalmadı) Bu kollarla sardım seni sineme (artık onlara ihtiyacım kalmadı) Bu gözlerle gördüm vadilerini, ovalarını, ırmaklarını (artık onlara ihtiyacım kalmadı) Sen gittin ya, sen gittin ya ben üşüyorum Sen gittin ya hani, ben yıllar sonra ilk kez böyle ağlıyorum Pasaport gişeleri ağlama duvarlarıymış, şimdi anlıyorum.

DERİN İŞLER 7- Orijinal değil ama otantik.

 7-  Kaybettiklerimizi anıyorum bir bar taburesinde. Ve hiçbir yazılan bir anlam ifade etmiyor eğer mürekkepi kalpten damlamadıysa. Meğer ne kadar zaman çarçur ediyoruz yaşamayarak. Sadece yaşarken an-lıyorum. Neşe sahte, neşe kirli, zahiri. Olumsuzlamadan anlamıyoruz gerçekleri, yani anlamıyorum. Anlamıyorum! Ölürken anlaşıldığı söyleniyor yaşamın kıymetinin, sevgininse kaybedince. Klişelerin kıymeti ise başa gelince anlanıyor. Sanki 5 metrede bir aynı trafik levhasını koymuşlar gibi. Demem o ki sık gördüklerimize uyuşuyoruz. Unutmadan yapamıyoruz. Organlarımızın duyguları olduğunu düşünsenize bir. "Ne yani, bu ibne patlamasın diye sıçmak zorunda mıyım ben?". Sanki dünyayı kurtaracağım. Zaten kurtarsam ne olur, insanın kendini imha etmensinin bir yolu yine icat olunur. Toplumsal tespit ve eleştiriler... Büyük resmi gördünüz değil mi? Ben gördüm çünkü. "Palavra" İspanyolca "Laf" demek. Bu da barın camında gördüğüm devasa karafatma silueti gibi palavra. Bu...

HIV ve AIDS

HIV ve AIDS Hay aksi yine aldandım İnsan maymunla olur sandım Ve çok fena yanıldım Allahım gencecik küstüm yarınlara İnanamıyorum böyle yandığıma Doğan güneş evinde sersefil Silahıma şapka takmadığıma Hayat bir içim su kadar berrak İzliyoruz ibrikten damlayışını ılık ılık Vakit geçiyor, biz kanamıyoruz Ata sarılıp ağlamak isterdim İsmim kalırdı en azından geriye Darısı tüm arsızların başına Sevişmeden iki kez düşünün dostlar. Hayasızca başlayan bir akın gördüm düşümde İbret olsun halim tüm ahmak ve cahillere Velev ki yaptınız test verin dostlar Akın akın akıttım içine içine İrin boşaldıkça kendimden geçtim Duhule müsait bir şey görmeyeli çok olmuştu Sikimi pantolon içinde tutamadım, pişmanım.

Bırak Şu Usturayı Elinden!

Masada oturuyorsun. Masada? Hayır sandalyede oturuyorsun ahmak herif, masa senin önündeki şey. Bozulmuş, kırılmışsın: ananenin mutfak kapısının arkasına astığı ve eteğinin altına tıkmak suretiyle market poşetlerini istiflediği sarı silikon saçlı bebeğin yüzüne benziyor yüzün. Gözlerin aynı o bebeğin yağlanmamış göz tentelerinin açılıp kapanması gibi seğiriyor. Bebeğin saçları yoluk, yırtık pırtık. Ananen, o bebek her kahvaltısını bitirmeyi reddettiğinde saçlarını yolduğunu söylemişti. Bunun doğru olmadığını artık biliyorsun, muhtemelen bebeğin saçları, kulakları kesilecek bir kangal köpeği gibi kapı arasına sıkışmaktan yolunmuştu, ama tabi o zaman bilmiyordun bunu. Bu yüzden hep kahvaltını layıkıyla boğazından aşağı dökmeye çalışmıştın. Saçlarının yolunmasından korktuğun için değil, yaşlı bir çift elin eteğinin altına bu kadar kolaylıkla sokulması fikri sana dehşet verdiğinden yapmıştın bunu. Kötülüğe giden yolun iyi niyet parkelerinden döşendiğini işte böyle öğrendin. Zaten başka da k...

Añoranza

Artık fotoğraflarımız sahipsiz Ne sen aynı sensin Ne de gülüşün aynı gülüş Ben ise çok değişmedim Sadece yakından bakınca görülebilen Minik yıldız parıltılı fenerler vardı Gözlerimde -kiminin umut dediği- Onlar söndü, o kadar Resimlerdeki herkes öldü   Kimse de bakmayacak bir daha Açıp karıştırmayacak albüm kapaklarını Bir kilise viranesi gibiyiz anlayacağın Üstelik restorasyon da çok pahalıymış Yani Müze olmaya bile değmezmişiz   Ama biz vardık. Çöle bir mabet diktik: Yıkıldı, olsun.