DERİN İŞLER 3- Son pisibükücü.
3- Bugün Karşıyaka'nın muhtelif sokaklarını serseri bir kurşun edasıyla arşınlarken şapşik bir kediye rastladım. Belki insandı belki kazdı bilmiyorum ama ben bugün onun bir miyav kedisi olduğunda kanaat kılmak istiyorum. Zaten o da kendini öyle hissediyor olmalı, yoksa niye miyavlayıp bacaklarıma sürtünsün ki. Gerçi kendisi miyavlayan bir kaz da olabilir. Kendisi kim ya da kim olacak inanın hiç bilmiyorum. Tek bildiğim bütün şapşikliği, bohemliği, bütün didiklenmiş bal rengi tüylerine rağmen çok tatlı olduğu. Bugün onu yeme isteğimi meşrulaştırdığı için metalci olduğuma şükrettim.
Ben oldum olası kedileri sevmişimdir. Peşlerinden çok koşturmam, hatta yeri gelir sırnaşmadılar diye onlara trip bile atarım ama onları oldum olası sevmişimdir. Üç yıl önce peydahladığım kedilere ve çeşitli muhteviyatlarına olan alerjime rağmen hala da seviyorum, sadece çoğunlukla uzaktan. Ama bu kedide farklı bir şey vardı beni kendine çeken. Öyle ki alerjim hiç umrumda olmadı, görür görmez üstüne çullandım: isterse hapşırmaktan beynim aksın, gerekirse gözlerim kan çanağı olsun onu okşamalıydım. Artık sokaklarımızda hunharca kırbaçlanan atlar olmadığı için sanırım o katarsisi bir kediyle yaşadım. Gerçi ben kediden memnunum, at olmasını hiç istemezdim.
Neyse sonuç olarak onu koynuma yatırdım. Ona şapşal dedim, salak dedim, mal dedim, yeri geldi çemkirdim ishal falan olmakla suçladım onu ama bunlar olurken hep koynumdaydı. Ve düşündüm: Sevgi hep yanlış insanların elinde. Bir saat oldu belki küfrediyorum sana, hatta Las Vegas tatili vaatleriyle kandırıp koynuma almıştım seni. E sen de biliyorsun Las Vegas'a gitmenin ne kadar zor olduğunu. Bre aptal niye hala koynumdasın niye beni istiyorsun! Beni sevmen çok saçma, benim seni sevmemden daha saçma. Alıp eve götüresim geldi seni. Ama sen gelmek istemezsin ki?
Bu kediye sokaklarda çok iyi davranılmamış, hele çocukken hiç düzgün bir bakım görmediği belli. Kedilerde bir çocukluk çağı hastalığı vardır: bir çoğu kör olur bu yüzden. Bizim kedi kendi gözünü yalaya yalaya ancak bir tanesini kurtarabilmiş. Bakıştık onunla uzun uzun: ben iki gözümle baktım o bir tanesiyle. Hani aşkın gözü kördür derler ya aynı o hesap. Fakat başından beri söylediğim üzere bu kedi bir tık salak. Tek gözü kör diye yüzümün yarısını göremediğini sanıyor. O kendi kendine iyileştirdiği ela gözün neleri görebildiğinin farkında bile değil. Zaten poposunun bir yıldırım düşmesi sonucu iki loba ayrıldığına da inanıyor bu şapşik kedi. Ya da kaz bilmiyorum artık hiçbir şey, inandıklarına inandırmak konusunda çok başarılı. En azından hissettiklerini hissettirmede öyle. Ben bu kediyi sevdim, bir kedi nasıl sever ilk kez hissettirdiği için sevdim. Keşke yalnız bu yüzden sevseydim.
Belki bundan sonra hayatıma bir kedi babası olarak devam ederim, belki de etmem. Ama iyi ki karşıma çıktın be minnoş kedi.
Yorumlar
Yorum Gönder