Bırak Şu Usturayı Elinden!

Masada oturuyorsun. Masada? Hayır sandalyede oturuyorsun ahmak herif, masa senin önündeki şey. Bozulmuş, kırılmışsın: ananenin mutfak kapısının arkasına astığı ve eteğinin altına tıkmak suretiyle market poşetlerini istiflediği sarı silikon saçlı bebeğin yüzüne benziyor yüzün. Gözlerin aynı o bebeğin yağlanmamış göz tentelerinin açılıp kapanması gibi seğiriyor. Bebeğin saçları yoluk, yırtık pırtık. Ananen, o bebek her kahvaltısını bitirmeyi reddettiğinde saçlarını yolduğunu söylemişti. Bunun doğru olmadığını artık biliyorsun, muhtemelen bebeğin saçları, kulakları kesilecek bir kangal köpeği gibi kapı arasına sıkışmaktan yolunmuştu, ama tabi o zaman bilmiyordun bunu. Bu yüzden hep kahvaltını layıkıyla boğazından aşağı dökmeye çalışmıştın. Saçlarının yolunmasından korktuğun için değil, yaşlı bir çift elin eteğinin altına bu kadar kolaylıkla sokulması fikri sana dehşet verdiğinden yapmıştın bunu. Kötülüğe giden yolun iyi niyet parkelerinden döşendiğini işte böyle öğrendin.

Zaten başka da kayda değer bir şey öğrenmedin. Ömrün boyunca sana ne kadar iyi bir öğrenci olduğun konusunda yalan söylediler. Başta 3 şık vardı, sonra 4 sonra 5 oldu seçenekler. Sen şık sayıları her arttığında karşına çıkacak yeni paradigmadan korktun. Nasıl seçecektin ki doğru şıkkı bunca seçenek içinden. Yine de çoğunlukla istedikleri cevabı vermeyi becerdin. Seçilmiş seçeneklerin kapitalist dogması... Seçeneklerin artması seni korktuğun özgürlüğe yaklaştırır sandın, halbuki doğru cevap hiç şıklarda olmadı. Bunun seni şaşırttığına kendini inandırmasaydın eminim ki intihar ederdin. İnsan töresince bir cenazen olurdu. Sanki o insanların hayatlarında hayvanat bahçesi gezen meraklı bir çocuk edasıyla gezinmemişsin gibi seni, diğerlerini de attıkları o sıradan çukurlardan birine atarlardı. Asgari ücret yüzünden artık intihar etmek bile çok banal.

Hayatına birkaç kadın girdi. Eminim ki hayatına onlarca kadın girdi dememi çok isterdin ama o kadar rağbet görmek için fazla çirkindin. Seni bakir ölümden kurtaran anadil seviyesinde Türkçe konuşabilmen olmuştu. Geldiğin yerde seninle aynı dili konuşabilenler azınlıktaydı. Kendince sağlam teneke görmediğin kadınlarla birlikte oldun hep. O zamanlar her katilin cinayet mahalline geri döndüğüne dair bir düşüncen vardı. O kadınlar da bu yüzden dönmüşlerdi sana göre. Daha fazla yanılamazdın. Onların öldüklerini kabullenmek için yerdeki tebeşir izini görmeye ihtiyaçları vardı sadece. Ve bazıları gerçekten de seni sevmişti. Oysa ki sevilemeyeceğine olan inancın seni elindeki kana kör etti.

Biri bunu yüzüne söyleyince "Acaba intihar etseydim daha mı iyiydi?" diye geçirdin içinden. Et senindi, ustura ise ananenin. Ziyadesiyle meşruydu yani yapmaya niyetlendiğin eylem. Kimsenin söz söylemeye hakkı yoktu bu tasarının üzerinde. Kimse bir hak iddia edemez, makul bir itirazda bulunamazdı sana. Sonunda ilk defa gerçekten özgür sandın kendini. Kendi hayatına son vererek kıracaktın zincirlerini. Öyle düşündün. Yine yanıldın. İntihar etmeden önce etinin mülkiyet haklarına dair tartışmaya giren hiç kimse özgür değildir. Ve ananesinin usturasını kullanarak edilen hiçbir intihar da hiçbir eksende meşrulaştırılamaz. Zira ustura o kişinin değildir, ananesinindir. Dolayısı ile kimse ananesinin, ya da babanesinin usturası ile intihar edemez. Olsa olsa onlar tarafından öldürülebilirler.

Yorumlar

  1. Düşünülmeden yaşanan hayat yaşamaya değmez derler, ama düşündükçe de hayat yaşamaya değmiyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

3 orta boy domates

2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ

afterlife