DERİN İŞLER 8- Bu bloga VPN ile girmeyi bırakın.

8- Götü façalı en bilge adam bir gün bana "Sevişiyorsun mutlu sanıyorlar." demişti. Alper Hasanoğlu da borderline zamanlarda yaşıyoruz dedi. Adana'da yaşayan psikotik bir arkadaşım da "Hay bin Anüs aşkına!" demişti. Yani demem o ki kaç para eder bu beylik lafları magnetlere bassan. Çok etmese gerek. Torino'dayım, bira içiyorum ve dünya çok küçük. Valencia'da arkamda bir bonito ve birkaç gözyaşı bırakıp burada Maraşlı lise arkadaşımla bir basilikanın tepesinden "Lan şimdi Tanrı bizi seviyor muuu, sevmiyor muuu?" diyebileceğim kadar küçük. Fransızca "tristesse"nin İspanyolca'da "tristeza" olarak geçtiğini ilk bakışta anlayabileceğim kadar, iki dilde ve iki kıtada hüzünlenebileceğim kadar küçük. Dünya, çok küçük.


Hayat bir anüs gibi ve biz lümeninden akıp gidiyoruz. Önümüzde ve arkamızda buluşmaz dediğimiz yakalar kasılıp öpüşüyor. Sindirmesi zor da olsa yaşamı, yani kendimiz bu yaşam tünelinde binbir zorlukla liğme liğme olsak da zaman geçiyor. Hiçbirimize, hiçbirinize acımıyor. E peki madem dünya küçük, madem zaman acımasız: bizim ederimiz nedir ki? Nereye gidiyoruz, nereden geliyoruz, acaba bir mormonun masasında sallanan leziz bir lolipop muyuz? Sizi bilmem ama benden olsa olsa bir avuç bok olur. O da sizin içinizi çok açmaz.

Bunca zamandır size darmadağın bir ruhun krokisini çizdim. Kutsallarınızı alıp küfürle aynı kasede ezdim. Kendime bir mızrak sapladım ve bunu siz de bilin istedim. Ben sadece kendime ait bir oda istedim. (Virginia Woolf bunu beğenmeyecek.) İçinde ebruli, hanımeli açan bir oda... Benim odam nerede anne? Yatağımı sırf ben evde yokum diye kime verdin? Neredeyim lan ben? Ne biçim bir dümenin içine düştüm? Aşk kırıntılarıyla kayıntı yaparken ne hale düştüm?

Hayatın kendisinin bir sarf malzemesi olduğunu düşünüyorum. Hepimize belli bir sayıda (herkese farklı farklı) jeton verip birden lunaparka salıyorlar. Bazı oyuncaklar sadece günün belli saatlerinde açık oluyor. Sen ister bütün jetonlarını ilk 20 yılda ye bitir; istersen hiç harcama, lunapark kapandığında cebin hala şıngır şıngır olsun. Jeton sayımızca ve bize verilen zamanca özgürüz. Fakat atladığım kısım, ruhun da sarf edilen bir şey olabileceğiydi. Ya da büyümek bu mu acaba? Donmak, yaralanmak ama kanamamak?

Biram bitmeden bu yazıyı bitiresim yok. Çünkü internetim yok ve bir şekilde oyalanmam lazım. 0 ilhamla yazıyorum bunu. Gerçekten, gerçekten hiçbir şey yok içimde. Şu an hayatımın Post-Ejaculation Syndrome evresinde gibiyim, tabi varsa böyle bir şey. Bitip tükendim, ve yapmam gerekenlerin altında eziliyorum. Yaşamak istiyorum, yaşam dediklerini sürdürmek değil.

Bu arada bana çok açık seçik malum olan şu gerçeği de sanırım paylaşmam lazım: insan olma deneyimi hepimiz için ortak bir deneyim. Aynı mayadan yoğurulmuşuz. Wall Street'teki bir borsa simsarıyla Afgan bir Taliban militanı birbirinden çok farklı saiklerle hareket etmiyor. İkisi de kendi "küçük" dünyalarında güçlü olmak, güçlü hissetmek istiyorlar. Ve hepimiz seviyoruz, farklı dillerde de olsa. Ama hepimizin aynı mayadan yoğrulmuş olması bu blogu Filipinler'den birinin açıp okumuş olma ihtimalini mümkün kılmıyor. Rica ediyorum, şu bloga VPN ile girmeyi bırakın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

3 orta boy domates

2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ

afterlife